tüketmiyoruz kampanyası (344)    


tüketmiyoruz kampanyası


  • 1.
    gezi sonrası ortaya atılsa da pek çok insanın bir süredir aklında olduğunu düşündüğüm kampanya. temel olarak tüketim çılgınlığından sıyrılmayı, ihtiyaç fazlası aşırı alım yapmamayı, metalara bağımlı olmamayı amaçlar. birincil hedefinde tüketimi körükleyen alış veriş merkezleri (avm aşağı avm yukarı) ve zincir marketler bulunmakta.
    ne yazık ki internetin ve blogların tüketim çılgınlığını desteklediğini düşünüyorum, bir bloggerın kullandığı bir ürün veya giydiği bir elbise bazı izleyicileri tarafından mutlaka kendilerinin de sahip olması gereken şeyler olarak görülüyor. instagram'da sıkça görmüşsünüzdür, artık neredeyse her fotoğrafın altında "nereden aldın" "ne kadara aldın" hatta daha da kabası "kaç para" gibi sorular yağıyor. şimdi burada "eskiden öyle miydi" nutukları atmak istemiyorum ama gerçekten sahip olma arzusunun çığrından çıktığını düşünüyorum.
    ben hiç tüketmiyor muyum derseniz, aksine, kendimi eleştirdiğim konulardan biri bu. ama tüketme hırsının, ve bunun aşıladığı hemen almalıyım, yoksa kalmaz duygusunun aslında ne kadar saçma olduğunu görmek dahi önemli bir adım.
    elbet aklınıza gelecektir e süslü sözlük gibi bir site açmışsın, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye. elbette bazıları üzerinde "aa ben de bu ürünü hemen almalıyım" diye ters bir etki yaratabilecek olsa da süslü'nün ürün yorumlarını toplu olarak görülebilmesini sağlamaktaki amacı ve çıkış noktası ihtiyacın olan ürünü araştırmak, özelliklerini görüp bilerek, işine yarayacağını düşünerek almaya veya almamaya karar vermek.
    bu kampanya bazıları tarafından haksız yere hiç tüketmemek mümkün mü, o zaman oksijen de tüketme, eki eki şeklinde eleştirildi ama burada kastedilenin tüketmek için tüketme, ihtiyacın olanı tüket olduğu o kadar belli ki, bunu ayrıca açıklamaya gerek olduğunu düşünmüyorum. hayatın güzelliklerle daha keyifli olduğuna inanan biriyim ama "sınırlı üretim" "limited edition" kavramının tüketimi körüklemek için gitgide yaygınlaşmaya başladığının, oysa para ile alınan hiçbir ürünün "bir daha asla alınamayacak" olmadığını da farkettim. şu anda ihtiyacınız olmayan ama sınırlı üretim bir ambalaja sahip allık evet gerçekten çok güzel görünüyor, ama birkaç ay sonra çıkacak yeni bir sınırlı üretim daha çok seveceğiniz bir konsepte veya renge sahip olabilir. sırf almak için almanın anlamı yok.

    fifiri, #4650 | 13.01.2014 14:47

  • 2.
    blog yazmaya başladığımın ikinci senesinde kafamı kurcalamaya başlayan bir olay bu. ilk zamanlarda kendimi çok kaptırmıştım ve deli gibi para harcıyordum. sonraları hata yaptığımı hatta beni izleyen takip eden insanları da bu hataya sürüklediğimi fark ettim. bir ara blogu kapamayı düşündüm. özellikle son dönemlerde. yakın arkadaşlarımla konuştum bunları. verdiğim emek yüzünden kimse kapama fikrime yanaşmadı.

    bir müddet ara verdim farklı sebeplerden. sonra sonra tekrar yazmaya başladım. yazmak ve fotoğraf çekmek beni mutlu etse de içim rahatsız olmaya devam ediyordu.

    son bir kaç aydır ise blogun konseptini biraz değiştirme kararı aldım. zaman alacak ama bu sefer yapmak istiyorum.

    blogun yanı sıra kendi hayatımda da değişikliğe gitmeye başladım. artık çok çok daha az alışveriş yapıyorum. neredeyse indirimlere hiç gitmiyorum. daha doğal olan şeylere kaymaya başladım. cilt bakımımda yüzümü ve vücudumu kimyasallara boğmama kararı aldım.

    bana soranlara da bu yönde tavsiyeler veriyorum. bazen lansmanlarda kozmetikler üzerine bloggerlarla sohbet ediyoruz ve fikirlerimi söylediğimde şaşırıyorlar. çünkü neredeyse kullandığımız hiçbir ürün o fiyatları hak etmiyor. çoğunun etkisi belli bir yere kadar. hiçbiri bizi baştan yaratmıyor.

    makyajda çok ürünle az makyaj görüntüsünü bize zamanında bir çok blog doğru gibi gösteriyordu. herkeste bir fondöten çılgınlığı vardı hala da var görüyorum. hiçbirini desteklemiyorum. doğru kullanımla sadece az miktarda kapatıcı ve allıkla gayet taze ve güzel görünebiliriz. fazlasını sürüp taş bebeklere dönüşmeye, cildi kimyasallara boğup sonra bu etkileri gidermek için cilt bakım ürünlerine para döküp cildi gene kimyasallara boğmaya hiç gerek yok aslında.

    aslında hepsinin özünde kendini sevmek yatıyor. kendini sevmek ve olduğun şeyi kabul etmek. kusurlarını bilmek ve onlarla yüzleşmek. insan kusurlu bir varlık, içsel olarak da dışsal olarak da. bunu kapatmak yerine kabul etmek gerekli ki onları daha iyi yapabilelim.

    maviojelikiz, #4651 | 13.01.2014 15:15

  • 3.
    kampanya olarak desteklesem de aslında yaşam biçimi olarak benimsenmesini daha uygun bulduğum hayırlı iş. ihtiyacımız olan şeyi ihtiyacımız olduğu zaman ve seçerek almaya karar vermenin bunu gerçekleştirmek için yeterli olduğunu düşünüyorum.

    avm' lerle birlikte on-line alış veriş siteleri tarafından da aynı şekilde soyuluyoruz. üstelik oturduğumuz yerden aldığımız için ve e-posta bombardımanıyla durduk yere aklımıza bir şeyler almayı düşürdükleri için daha bir savunmasızız bence. çare olarak kendilerini spam olarak işaretleyip sürekli gözünüze görünmelerinin önüne geçebilirsiniz. ben yaptım işe yarıyor. bir de hızlıca adres kısmını tarıyorum gözümle, konu kısmını okumuyorum.

    almayın demiyorum. kadınız ve ondan önce insanız. ihtiyaçlarımız var. öbür türlü hepimiz bitli beslemeler gibi dolaşırız ortalıkta ki düşünmesi bile beni uyuz etmeye yetiyor. ama ne bileyim bir şey görüp de yüzüğü elinden gidecek smeagol gibi o şeye yapıştığınız anda bir düşünün. heves edip incelemeden, yorumlarına bakmadan aldığınız ve kullanmadan tarihi geçen o kremleri, farları, rimelleri, parfümleri düşünün. küçük geldi ama kilo vereceğim zaten diye alıp bir kenarda tuttuğunuz elbiselerinizi düşünün. kullanmadığınız takılarınızı düşünün, takmadığınız saatleri. saysak ömür yetmez. basit bir market alışverişinde bile geliyor bu benim başıma. sanki memlekette kıtlık çıkacak da ben bu son kullanma tarihi bir iki ay içinde geçecek olan abur cubur sayesinde hayatta kalacağım, kaplan derisinden entarilerle turkuaz renkli sahillerde ateşli danslar yapacağım. yok öyle bir dünya. hem bi kere dans yapılmaz, edilir.

    sözün özü artık o rujun bu tonunu almasam da olur, bu parfümün devamını yapmazlarsa dünyanın sonu değildir. bi kere ben kahverengi kullanmam, sırf bir gün lazım olur diye zibilyon çeşit kahverengi aksesuar, çanta, pabuç, o yetmedi bootie, ya kahverengi giyerim de yağmur yağarsa diye hadi uygun bir şemsiye falan almışım. tövbe ettim ben ey okur. sen de et. hem saçma paraları bu kadar. biriktir yazın bodrum' da zirve yapalım.

    deniz mavi roka yesil, #4653 | 13.01.2014 16:01

  • 4.
    tüketmiyoruz kampanyasını bilmiyordum. ama bilmediğim gibi eş zamanlarda meğer ben de bu duruşa geçmişim.
    yıllarca aldığım -diğer arkadaşlar çok güzel açıklamış- gereklilikleri tartışılır makyaj malzemesi, ayakkabı, kıyafet yığını dolaplardan taştıkça utanma duygusuyla birlikte, beni mutsuz etmeye başlamıştı. ilk etapta sahip olmak mutluluk verse de gitgide kendimi "stokçu"lara -genelde çöp evlere sahipler- benzetmeye başlamıştım. ve bir gün tamam yeter dedim önce aldıklarımı kullanacağım. bitip bozulup çöpe atınca, ihtiyaç oluştuğunda yenisini edineceğim. ve o ruj, allık, ayakkabı vs. olmazsa da hayat devam ediyor. başkasını beğenirim, yeni güzellikler çıkar nasıl olsa.
    bu kararı aldığım dönemde bloglardan, alışveriş sitelerinden, forumlardan uzak durdum. süper olmasam da, başarı oranımı da yüksek buluyorum.
    ha yine alışveriş yapıyorum, yine alıyorum ama çok daha bilinçli seçimler oluyor artık.
    bu kadar gereksiz alışveriş mutluluğumu sorgulatıyor bana. boşlukları daha güzel şeylerle doldurmam gerektiğini.

    isabel, #4656 | 13.01.2014 16:20

  • 5.
    herkese ulaşması gereken kampanyadır.

    (gbkz: #4288) sayılı yazımda da bahsettiğim üzere; giyim eşyası satan bir markanın bir reklam panosunda, dev harflerle tek bir cümle okumuştum: "kendinizi ifade etmenin en hızlı yolu."

    bu cümlenin altında yatan mesaj nedir, biliyor musunuz?

    "sen daha ne istediğini bilmeyen, kafası karışık bir kadınsın.
    sen kayıpsın, sen kayboldun;
    sen kişiliği oturmamış,
    sen daha kendini nasıl ifade edeceğini öğrenememiş,
    sen daha kim olduğunu bilmeyen
    ve kendini tanımlamak için kıyafetlere ihtiyaç duyan bir para çuvalısın.
    bırak senin bu arayışını dindirelim,
    kıyafetlerini bizden al
    ve üzerine oturduğunu sandığın sahte kimliğinle
    insanlara kısa yoldan kendini anlat.
    sen kendini anlatmayı beceremediğin için,
    bu işi senin yerine biz yapalım."

    büyük bir pazar var bizi içine çekmeye çalışan. kozmetik markalar, moda ve sağlık sektörü her saniye dış ambalajı yenilenmiş ve gıcırdatılmış eski ürünleri, bize yeni yine yeniden kakalama yolunu reklamlarla ve medya ile sağlıyor. bunu da bizi bireyselleştirip güçlendirecekleri, bize kendimizi prenses gibi hissettirecekleri vaatleriyle başarıyorlar.

    mesela elinizde pembe / mercan / bordo / turuncu / kızıl / kül rengi ve daha nice renk tonunda allıklar olabilir. mercan allık tonlarında düzinelerce örneğin olabilir elinde. ancak istersen piyasadaki tüm mercan allıkları toplamış ol, mac sana "sailor" serisi ile yeni yepyeni(!) bir mercan allığı, -sırf seri özel üretimi olduğu için- iki katı fiyatına satabilir.
    maybelline'in allığı aynı işi görse de, elinde l'oréal'in aynı renkte allığı olsa da, "ama kendimi şımarttım şekerim" diyerek mac'e para bayılırsın hiç çekinmeden.

    bir arkadaşım bana piyasadaki diş macunu/sabun/şampuan/deterjan gibi kişisel bakım ve temizlik ürünlerinin içeriğinin hiç değişmediğini, bu ürünlerin satış ömrünün kısa olması sebebiyle sürekli yeni(!) bir ürünün piyasaya sürülmesi gerektiğini, bu sebeple 6 aya bir "yeni formül" başlıklı bir diş macununun janjanlı bir ambalajla piyasaya sürüldüğünü anlatmıştı. biz de bu yeni kılıfa ve yeni formüle kanıp eskisini daha tüketmeden yeni ürünü sepete atıyoruz. bu çarkı döndürmeleri için "bu ürünsüz yaşayamam" diye düşündürmek zorundalar bizi.

    "bak, bu şampuanın içinde muhteşem bir ipeksi doku var, seni bir sevgilinin kolları gibi sarmalayacak.", (sevgili bulamayanlar için şampuanın kollarında teselli bulma imkanı)
    "bak, bu diş macunu sayesinde erkekler ışıltılı gülümsemeni akıllarından çıkaramayacak.", (her şey beğenilmek, kendini uğruna savaş çıkartılan truvalı helen gibi hissetmek için)
    "bak, bu çikolata sadece özel anlarında senin yanında, şehveti ile seni baştan çıkaracak." (çikolatalı gofret lan alt tarafı.)

    magazin dergileri her ay seni görünüşünle ilgili şüpheye düşürüyor, özgüvenini sarsıyor. her ay sana dergideki fotoğraflarda yer alan mankenlerin kendilerinin bile sahip olamadığı kadar fotoşoplanarak kusursuzlaştırılmış vücutlar seriyor önüne.
    "bu vücudu istiyorsan çabala, diyet yap, şu ürünü kullan, eğer bu vücuda sahip değilsen yeteri kadar çabalamıyorsun" gibi alt metinlerle seni kendi bedeninden soğutuyor ve bu bedene sahip olmaktan utandırıyorlar.

    bu dergileri okudukça, o lookbook'a girdikçe, kombin sitelerine ve tv programlarına takılıp moda bloglarını okudukça, çevrendeki kişilerin giyim zevklerini "dolgu topuk diz üstü çizme geçen yılın modasıydı yaeaa, türkiye'ye daha yeni ulaştı bu moda, kıza bak hala ısrarla bu geçen yılın modasından kurtulamamış." diye küçümsemeni istiyorlar. sen de o kızın durumuna düşmemek için bu sene mint renk tişört aldın, gelecek sene de lila renkleri satacaklar sana.
    ya da makyaj modası, sezonluk renkler. tüketme gereksiz yere işte. zaten dudağına o bir tane ruj yeterince yakışıyor zaten, bir de morcivert tonlusuna ne gerek var? gözlerine sürülmek için bekleyen 546845 tane farın var, çoğu daha göz kapağına dokunamadan son kullanma tarihini geçip çöpü boylayacak.

    ama bir düşün. neden alıyorsun? "ama aşk yaşıyoruz biz bu allıkla" tatmin edici bir cevap değil. o allık, sana aradığın cevabı vermeyecek. çünkü sen o allığı rihanna'nın yanağında gördüğün için sahip olmak istiyorsun, o allığın senin yanağında da jlo'daki kadar enfes duracağını ümit ediyorsun.
    ve evet, enfes duruyor da... bundan önce aldığın 56468432 tane allığın senin yanağında nefis durduğu gibi...

    ama bir düşün. ne gerek var? kendini kime ispatlamaya çalışıyorsun? kime beğendirmek istiyorsun kendini? kim seni olduğun halinle yetersiz görüyor bu güzellik sektöründen başka? kendini, kendinden başka, kime beğendirmek mecburiyetindesin?

    ama bir düşün. yeterince eteğin, ayakkabın varken o mint renkli fırfır eteğe, o mercan renkli topukluya cidden ihtiyacın var mı?

    ama bir düşün. kendini sadece görünüşle sınırlandırıp bir cinsel obje olmayı kabul ettiğin, güzel görünmeyi yeterli bulup üzerine hiçbir şey eklemediğin bir kişilik mi, daha hızlı yoldan ifade edecek seni?

    ama bir düşün.

    brenda chenowith, #4658 | 13.01.2014 16:31 ~ 13.01.2014 16:38

  • 6.
    hayat boyu desteklediğim kampanyadır. hiçbir telefonu bozulmadan değiştirmeyerek, kremi bitirmeden, hırkaları tüylendirip, kotları yıpratmadan, kısacası; yeni alınan şeyin uzun soluklu mutluluğu adına hayat düsturumdur. aksi halde tüketim canavarından farkım kalmayacağını biliyorum. herkes böyle değil elbet. sahip olamamak mutsuzluk veriyorsa ne diyebilirim ki?
    peki ya tüketimin, kirliliğin yegane sebebi oluşu? üret-tüket çemberi dünyanın sonunu getirecek klişesine girmek istemezdim ama engel olamadım. ve hayır, çöpe atılan tonlarca ekmekten falan bahsetmiyorum. dönüştürülmeyen tonlarca çöp, fabrikalardan çıkan zehirli atıklar ve dahası... oysa her şey insan için aslında değil mi ?

    ek olarak konuyu farklı açıdan değerlendirmek istiyorum.
    14 yaşımızdayken öğretmenimizin izlettirdiği film, o gün üzerimizde hazmedilemez bir etki bıraktı. günlerce düşünce balonları içerisinde kaybolduğumu çok iyi hatırlıyorum. yaşım dolayısıyla yeterince anlayamamışımdır evet, ancak bugün chuck palahniuk'un fight club için yazdığı şu replik, gerçek bi' tokat niteliği taşımakta:
    “ you are not your job, you're not how much money you have in the bank. you are not the car you drive. you're not the contents of your wallet. you are not your fucking khakis. you are all singing, all dancing crap of the world. ”
    " işiniz degilsiniz. bankadaki paranız değilsiniz. sürdüğünüz araba değilsiniz. kredi kartlarınızın limiti değilsiniz (cüzdanınızda bulunanlar). giydiğiniz üniforma (khakis dockers'ın khakis pantolonlarını refere ediyor) değilsiniz. dünyanın; şarkı söyleyen, dans eden pisliklerisiniz. "

    aslında beynim tonlarca cümleyle kaynıyor. fakat; pazarlamadan girip, emperyalizme dalıp, kapitalizme karşı durulamayacağından yakınıp, insan denen düşünebilen hayvanın aslında ne denli aptal olduğundan bahsedip, bunaltmak istemiyorum. şimdi de aklıma silah tüccarı ülkeler ve açtıkları iç-dış savaşlar düştü. sinirden sıyırmamak için burada kesiyorum.

    dünyayı, kendinizi, değerli paranızı, duygularınızı yani hayatınızı; ihtiyacınız olmayan binlerce çeşit şeyi alarak lütfen tüketmeyin!

    persephone, #4659 | 13.01.2014 16:40

  • 7.
    gelecekteki trendleri araştıran ve tahmin eden birçok firma ve insan tarafından geleceğimiz nokta olarak önceden tahmin edilendir. 'stuffocation' olarak teşhis edebildiğimiz hastalığımızın ilacı olabilir.

    farfarella, #4665 | 13.01.2014 17:22

  • 8.
    markaların zihnimize kazıdıkları ruju sürünce x oluyorsun o kotla birlikte sen de y olacaksın baskısı devam ettikçe ve malesef kredi kartları cüzdanların büyük bir bölümünü kapladıkça tüketim çılgınlığında boğulmamız an meselesi. online alışverişler ve sosyal medya da artık iyice çığrından çıktı. herkes herşeyi merak ediyor fiyatlar soruluyor, ama çok ucuz yeaaa dene dene bütün fırçalar, yurtdışından siparişler veriliyor. çünkü herkes bir modacı herkes bir makyaj artisti. sene sonu gelince de dolapta yine yer yok diyoruz. bir gömleğe bakıyoruz çok bayılarak alıp bir sezonda şans eseri ya giymişiz ya da etiket üstünde bugünü yarını bekliyor. sezonda bordo modaymış ama çok güzel duruyormuş sınırlı üretimmiymiş bir de koş al, olmadı ayırtalım. çünkü ona sahip olmak muhteşem bir ayrıcalık verecek, herkes nereden aldığını sorarken, sen o şanslı azınlıktan biri olmanın verdiği gururla 'sold out' olduğunu söyleyeceksin.
    kendi adıma uzun bir süredir kendimce çok mantıklı alışverişler yapsam, ihtiyacım olmadığını düşünmeden almasam, indirim dönemine öncelik versem, sırf sezonluk değil daha kalıcı ürünler aldığımı sansam da arada sadece bir tüketici olabiliyorum.
    bence en güzeli her zaman bir liste yapıp ne gerekiyorsa almak en iyisi. böylece pazarlamanın etkisi altında aciz duruma düşmeden tüketmiyoruz kampanyasına destek olunabilir.

    makemeup, #4931 | 17.01.2014 12:05

  • 9.
    tam da ihtiyacım olan şeydir ! tüketim çılgınlığını destekleyen o kadar çok etmen var ki zorlanacağımı düşünüyorum fakat haddinden fazla ve gereksiz ürüne/eşyaya sahip olduğum için de "zorlanma" kelimesini kullanırken utanıyorum.aynı işlevi gören o kadar malzemem var ki...koleksiyon yapanlara da daha geri dönüştürülebilir şeylerin koleksiyonunu yapmasını dileyerek veda ediyorum.

    beautykiller, #8837 | 09.03.2014 14:06

  • 10.
    teoride muazzam mantıklı, uygulamada zor olan güzel kampanya.

    pembepook, #11157 | 02.04.2014 14:58

"tüketmiyoruz kampanyası" hakkında bir tanım yapın:










© copyright süslü sözlük™ 2012-2017.

sevgili okuyucu, süslü sözlük, yazarlarının çeşitli konular ve ürünler hakkındaki kişisel görüşlerinden oluşur, bu yüzden de her yazar kendi görüşünden sorumludur. girdilerde yer alan öneriler, hiçbir şekilde hekim tavsiyesi yerine geçmez. burada yer alan önerileri uygulaman sonucunda uğrayabileceğin herhangi bir zarardan sorumlu değiliz. lütfen sırf internette birileri yazmış diye yüzüne kedi çişi sürme (:

süslü sözlük iletişim: Süslü Bilişim Teknolojileri San. Tic. Ltd. Şti., Antalya, [email protected]

hakkında | iletişim | şikayet

klavye kısayolları:

g güzelinden
b bugün
d dün
r bir gün
k keşfet